5 Kasım 2016 Cumartesi

Batmak Üzere

Okul döneminin açılmasıyla son zamanlarda beynimin bir kenarından tırtıklayıp duran o boğucu his yine pençelerini boğazıma geçirdi. Gerçekten insanları görünce midem bulanmaya başladı. Bazen korkudan düzgün adım atamadığımı fark ettim. Nefes almaksızın şarkı dinlememe rağmen onların seslerini duymak iyice fenalaşmama neden oluyor. Bazen koridorun ortasında yığılacağımı hissediyorum. Artık ailemle bile rahat konuşamıyorum ki bu vahim durumun gittikçe berbatlaştığını gösterir. Heralde batmak üzereyim.


16 Temmuz 2016 Cumartesi

15 Temmuz 2016 - Sözde Darbe

Bize hep inandığımız şeyin arkasından koşmamız söylendi. Sonra da inanacağımız bir şey bırakmadılar ortada.

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Müsait Bir Cehennemde Durur Musunuz? İnecekler Var.

Bugün beni ailem kırdı. Çok mu bodoslama girdim konuya? İlk defa bu kadar parçalanmış ve yıkılmış hissediyorum. Ailem yani ailem dediğim dostlarım acımasızca eleştiriler attı ve bu inanın bana o kadar yıktı ki beni ruhumu bin parçaya bölünmüş etrafa atılmış gibi hissediyorum.

Açıklamak isterdim ama o kadar can acıtıcı ki bunu sanırım yazamayacağım ama sevgili Gözlükcamlar ve böyle kaba ve kırcı ithamlarda bulunanlar, bunu yapmayacaktınız işte. Nankörlere sesleniyorum duyuyor musunuz? Sevdiğim insana tek bir laf bile edilmesine dayanamayan biri olarak dışladığınız adam her ne derse desin sevdiğim ve sevdiğimiz biriydi. Bu yaptığınız bazılarınızın ne kadar ucuz beş para etmez bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor. Bir de ezme gibi çabalarınız yok mu sizin?

Ben burada mutlu olurken bilerek mutluluğumu falan mı çalmaya çalışıyorsunuz? Bunu yapan hepiniz aptal göteleklerin tekisiniz. Ha bir de orada söyleyemediğim -kurallar nedeniyle- tüm küfürleri burada size armağan ediyorum. O küçükleri aşağılıyor dediğiniz saçma sapan yorumlar ve kendini beğenmiş laflarınız var ya. Hepinizin g*tüne girsin şerefsizler. Lütfen cehenneme gidin değersiz varlıklar.

8 Temmuz 2016 Cuma

Şefin Önerileri

Buraya durmadan şarkı önerisi mi gönderiyorum? Evet sanırım öyle oluyor. Bu postta şu anki yaşadıklarımdan bahsedeceğim en azından. Gerçi blog iyice elektronik günlük havası vermeye başladı ama neyse, yazalım bakalım.


Efendim öncelikle hepinizin bayramını kutlarım. Güzel bir bayramdı bence, özellikle de herkes tatile gidince daha da bir mutlu oldum. Ziyaret etmeyeceğimizden kaynaklı. Milletin evine gidip iki saat gülümseyip gün boyunca dolaşmak? Yok ben almayayım dostum. Ayrıca istemiyorum dedikçe baklava getiriyorlar, lütfen ben de bir genç kızım ve dikkat etmem gereken bir kilom var. İstemememden daha normal bir şey olabilir mi?

 Her neyse, devam edelim. Bayram boyunca evde kaldığım zaman kitap okuyordum çünkü abim bilgisayarımı çatı katına çıkardı ve ben baya sefalet çektim. Ama bu sebeple "Kelebeğin Hayat Sırları"nı biraz daha okudum ve "Aynı Yıldızın Altında"yı baya ilerlettim.



Nil Karaibrahimgil'in önerisi üzerine Leonard Cohen adlı şarkıcıya baktım. Şarkıcı demek biraz abes kaçıyor sanki. Şarkıcı deyince insanın aklına 25 yaşlarında pop, rap veya rock ile uğraşan ve kendini pazarlayarak para kazananlar gelir. Oysa Leonard 80 yaşında ve hayattan nasibini almış biri. Şarkı sözlerine bakarsanız bunu anlayabilirsiniz.

Leonard Cohen - Almost Like The Blues


Sizden ricam şarkı sözlerine bakın ve anlamlar yüklemeye çalışın. Çünkü bu adam şarkı ritmine bile ihtiyaç duymadan kalbin ritmini değiştirebilecek sözler yazıyor.

Şarkının adı "Almost Like the Blues" aslında. Anlamı da "Daha Çok Hüzün Gibi". Aslında önceden bu adamı "Dance Me To The End Of Love" şarkısı ile tanıyordum ki anlayacağınız üzere bu şarkıyla iyice bağlandım.

"Hallelujah" şarkı sözlerine baktığımdaysa din olarak daha çok hrıstiyanlığa yöneldiği belli oluyor. Aslında bu gibi şeyleri işleyen insanların şarkılarını dinlemem genelde ama bir istisna yaptığım söylenebilir. Genelde dinden bahsetmeyen tarafsız şarkılar dinlerim. Buna ilahiyi katmayın elbette. Yabancı veya Türk, din hassas bir konudur ve şarkılara alet edilemeyecek kadar kıymetli. Bu nedenle İslami bile olsa dinlememekte kararlıyım. Dinimi şarkıdan değil Kuran'dan öğreneceğim ne de olsa. 

Her neyse konu nerelere geldi böyle. Dance Me To The End Of Love şarkısının videosunu da atacağım, rahatça buradan dinleyebilesiniz diye.

Leonard Cohen - Dance Me To The End Of Love


Sıra geldi başka bir şarkıya. "Que Sera Sera" şarkımızın adı. Bu şarkıya nerede rastladım peki? Bir mangada! Daha 3 bölümlük bir mangada radyo dinleyen bir adam tesadüfen bu şarkıya rast geliyordu. Ben de araştırmak istedim ve eskilerden güzel bir parça buldum. Hala da ara sıra dinliyorum. En son dün tekrardan dinledim ve bugün de buraya eklemek istedim bu şarkıyı. Söyleyen "Doris Day".

Doris Day - Que Sera Sera


Gerek ritmiyle gerek de sözleriyle sizi büyüleyen bir parça. Şefin önerisidir. Buyrun dinleyin derim.

Bence daha da uzatmamın bir manası yok. Burada bitireceğim artık. Başka bir postta daha fazla şarkı ve daha fazla benle görüşmek üzere. 

4 Temmuz 2016 Pazartesi

03.07.2016


03.07.2016 - Pazar
22:10
Bu günü buraya yazıyorum. Unutmayacağım, unutamayacağım bir anı olarak kalsın. Ne oldu diye soranlara mutlu oldum sadece derim. Mutluluğu tarif ettiğim günün anısına.



 Her zamanki gibi bir de şarkı bırakıyorum. Belki siz de sözleri hissedersiniz diye.



25 Haziran 2016 Cumartesi

Bazı Şeyler

Bugün şans eseri -yine- internette dolaşırken birinin yazısı üzerine bu şarkıyı buldum. İlk defa böyle nasıl diyeyim, amatörce söylenmiş bir şarkıdan hoşlandım diyebiliriz. Şarkı başka birinin mi tam olarak bilmiyordum.

 Youtube'da arattığımda Naz Ölçal'ın da bu adla şarkısı var. Veyahut "YÖKŞ" grubunun da bu adla bir şarkısı vardı. Sözlerini pek benzetemedim. Sonradan videonun açıklama bölümünde yazan yazıyla sözlerin başka birinden alıntı olmadığını anladım.Denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Ayrıyeten youtube'da şarkı altına ekleyen bir not bırakmış dediğim gibi

Sizden ricam o notu okuyun. Benim için çok kısa ama duygulu bir nottu. Neyse ben kaçar. Buraya videosunu da bıraktım.

                 

24 Haziran 2016 Cuma

Keşfedilen Müzikler

Size benim memleketten selamları gönderiyorum.
 Bu blogu karamsar anlarımda yazmak ve rahatlamak için açmış olsam da normal zamanlarda da yazmak ve içimi dökmek cidden çok rahatlatıcı. Hal böyle olunca ben de yeni bir şeyler yazmak istedim.

Şu an bir sürü yeni gruplar keşfettim ve onun heyecanıyla sabahtan beri içim içime sığmıyor. Gece dinlemeyi daha çok sevdiğim için sabah dinlemedim.Fakat dayanamadım ve açıp merak ettiğim bir tanesini şu an dinliyorum. Adı da "İstanbul Güzel Şehir Ama Yaşanacak Yer Değil". Grup adı ise "İkiye On Kala"


Tahmin edersiniz ki biraz bozuldum bu adı duyunca. "Affedersin İkiye On Kala grubu ama ben burada İstanbul aşkıyla yanıp tutuşurken sen nasıl yaşanacak şehir değil dersin?"dedim. Tamam biraz kızdım elbette. Ve aynen şu duvar yazısı geldi aklıma.


Evet, bu duvar yazısını -şans eseri- sabah Tumblr'a bir şeyler eklerim belki diye internette dolaşırken gördüm. Hatta Tumblr adresimi isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Daha yeniyim diyebiliriz ki bunu post sayımın azlığından da fark edebilirsiniz. Ama gün boyu gezmek en büyük hobilerimin arasına giriyor gibi. Sizin de varsa mutlaka bana mesaj bırakın ki farklı gönderiler keşfedebileyim.

Her neyse konuyu o kadar dağıttım ki kendim bile varmak istediğim sonucu çıkaramadım.En iyisi grup adlarını ve şarkıları buraya bıraka durayım. 



1) İkiye On Kala
Önceden duyduğum ve "Bakkala Diye Çıkıp Sana Gelesim Var." şarkısıyla ilk tanıştığım grubun -gördüğünüz gibi- bugün birkaç şarkısını indirdim. Eğer buradan dinlerseniz direk soundtrack şeklinde karşınıza çıkacaktır.
Ne yalan söyleyeyim, tembellikten hepsine tek tek bağlantı eklemektense benim indirdiğim listenin Url'sini atmak daha kolay oldu. Şimdi de diğer grupların listelerinin linklerini atacağım.


2)Neyse
Hayır grubun adını yazmaktan vazgeçip Neyse demedim. Bu güzel grubun adı cidden "Neyse". Buradan da grubumuzun şarkılarının olduğu listeye ulaşabilirsiniz.Yalnız liste maalesef ki akustiklerden derleme. Siz yine oradan şarkıları seçip orjinalleri dinleyebilirsiniz.


3)Yedinci Ev
Bu grubu cidden merak ediyorum çünkü çok güzel iltifatlar yağdırmışlar. Siz de bakın derim. Buradan ulaşabilirsiniz yine. Ama tüm şarkıları büyük ihtimalle bu listede yok.




Kaan Boşnak - Yüzyüzeyken Konuşuruz grubunun solisti. Ayrıca gruptan ayrı şarkılar da söylüyor. Deneyin derim.- 
Bisiklet Hırsızları

gibi birsürü grup daha var ama benim indirmeye dahi fırsatım olmadı bugün. Bunlar da yakın zamanda indireceklerim. Onlardan da bir derleme yaparım inşallah. Ayrıyeten bir güzel insan süper bir liste hazırlamış.Hepsinden en güzel parçaları eklemiş. Eğer hepsini topluca gözden geçirmek istersen buraya linkini bıraktım yine.

Bu yazının sonuna geldim. Daha devam edebilirdim ama bu post genelde şarkı önerisi olunca başka bir şey yazmak istemedim. Olayları sanırım baya karışık anlattım. Neyse her şey bahane şarkılar şahane. Kendinize iyi bakın.

İyi Sahurlar.


22 Haziran 2016 Çarşamba

Kafamda Deli Fikirler


Şu an Ramazan ayında olmanın verdiği bir yorgunluk var üzerimde. Ama tatlı bir yorgunluk bu. İftar vakti gelince dışarı çıkmak çok güzel de akşama kadar evde kalıp düşüncelerle boğuşmak cidden zor.

Gün boyu bilgisayar başından ayrılmayıp kendime yapacağım iş çıkartmaya çalışıyorum desem doğru olur. Kitap okuyorum bazen müzik dinliyorum ama beynim iyice uyuşup da biraz uzanayım dediğimde hop! Aklıma garip garip fikirler geliyor ve beynim bulanıyor.



İnanın bana, nasıl yabancı dil öğreneceğimden tutup bu devletin hali ne olacak diye 1001 fikirle doluyor zihnim. İftar tabi kurtarıcım olacak. Neyse küçük bir aradan sonra zihnimdekileri bir nebze olsun boşaltmak rahatlamak istemiştim. Onun için buraya yazıyorum.

Hatta gece uyumadan önce şiir yazmak gibi ilginç bir hobi edindim. Tabi sabahları ilham gelmiyor.


İki tane mum yakıyorum. Neden mum diye sormayın çünkü çok acıklı bir hikayeye sahibim. Avizem düştü ve .. Her neyse ışıksızım ve tembellikten yeni avize bakmaya çıkamadım bu kadar. Öyle işte. Varlık içinde yokluk demek sanırım şu anki halimi özetleyecek.


Sizin için bir şarkı bırakıyorum. Benim için değerli kendisi.

İyi iftarlar.

17 Haziran 2016 Cuma

Bir Özlem Aldı Beni

Canım acayip sıkıldı ben de yazayım dökeyim içimde ne kaldıysa,dedim. Bugün - her ne kadar saat 00.25 olması nedeniyle cumartesiye girmiş olsak da cumadan bahsediyorum- güzel bir gün değildi pek. Herkes karne günlerini çok sever değil mi?

Yaz tatili geldi, eğleneceğiz, tatile gidiceğiz diye düşünüp koca bir sene boyunca şu 3 aylık dilimi bekler durur. Bense yaz tatilinden nefret eden biriyim. Her yaz tatili geldiğinde ömrümden bir sene daha çalmışlar gibi hissediyorum. Bin kere daha aynı seneyi yaşayabilecek bir özlem varken yaza girmek berbat bir şey.

Çünkü biliyorum ki her sene o hazin sona yaklaşıyoruz. Hayır, daha tam olarak ölümden bahsetmiyorum. Elbette o her şeyin sonu ve ayrıca bir başlangıcı da olsa ben daha küçük molalardan bahsediyorum.

Ben liseden ayrılmak istemiyorum. Çünkü takvimde yıl sayısı her atışında sorumluluklarımız dağ misali omuzlarımıza yükleniyor. Üniversiteye gideceğiz, işe başlayacağız, sonra çevre baskısıyla evleneceğiz belki- hayırlısı elbette- sonra hayat bayat bir tat bırakacak damağınızda. Hayallerimizi nereye sıkıştıracağız peki?


Ben tüm Türkiye'yi görmek istiyorum. 81 ilini de ayrım yapmadan milimi milimine gezmek istiyorum. Hakkarisiyle, Trabzonuyla, Muğlasıyla ve İstanbuluyla...


Ah İstanbul ah! İlk görüşte aşka inanmayanlara çamur attım seni gördükten sonra. Memleketimden daha çok seviyorum senin havanı. Bazen kendi kendime senin için şarkı mırıldanıyorum. "Bakkala diye çıkıp sana gelesim var." diye. Eğer nasip olacaksan bana, liseyi hızlı geçirmekten hiç bir şikayetim kalmaz. Toprağına hasta oldum ben senin, nedendir bilinmez.


Ne zaman aklıma düşse böyle hayaller, çöllerde gezen bedevi derler ya. Hah! Aynı onlara dönerim, gidebilmek için bir yol ararım kendimce. Gidip bir bilet alasım gelir ama burada akıp giden bir hayatım var elbet. Bazen insanlarını samimi olmamakla suçlarım ama sonra suskunlaşırım. Ne haddime benim başkalarının samimiyetini sorgulamak?

Hele bir bu memleketten çıkayım gezilecek çok yer var zaten de. Önce mükemmel bir Karadeniz turu. Özellikle Rize elbette! Sonra Kaş'a gidesim gelir. Oradan şu meşhur Bodruma uğrayacağım bir ara. Sonra Ege Akdeniz sahillerini talan edeceğim. Oradan Marmara'ya kaçacağım müsaadenizle. İlk işim Tarabya sahilinde oturup orada heykelleşmeyi beklemek olacak. Böyle oturup bir yıl kalkmayasım var çünkü. Sonra Kadıköy'ü hep merak etmişimdir. Altını üstüne getireceğim oranın da.

( Tarabya Sahilmiş. Biraz google'ın yalancısıyım. )

Fatih ve Şişli'yi de merak etmişimdir hep. Beşiktaş'ı unutmayın ama. Sonra Üsküdar da var. Bunlar aklıma gelenler elbette. Gezilecek bir sürü yer var zaten. Her ne kadar önceden üç kere ziyaret etmiş olsam da tekrar tekrar geleceğim. Bir kere daha Galata'ya tırmanacağım. Sonrası Allah Kerim.


İşte şimdilik böyle bir ruh halindeyim. İstanbul özleminden hallice anlayacağınız. Neyse konu nerelere geldi taa. Ben yavaştan kaçayım en iyisi.

7 Haziran 2016 Salı

Samimiyet öğretseler

Yazacaktım değil mi? Saklanmayacaktım ve iç dünyamı buraya dökecektim. Başlayalım o zaman.
 

Şöyle ki bazı ailevi nedenler dolayısıyla sosyal medya hesaplarımın hepsini kapattım. Ayrıyeten gözlükcam grubundan çıktım. Ki en çok koyan bu oldu sanırım, onların o samimi yazılarını görememek kendimi yalnız hissetmeme neden oluyor.

Cidden insanlara matematik öğretmek yerine biraz samimiyet öğretsek de gözlük grubundaki gibi tüm insanlar samimi olsa ne güzel olur değil mi?

Neyse şu an matematik sınavı için çalışmaya gidiyorum, malum polinomlar beni bekler.


6 Haziran 2016 Pazartesi

Baştan Başlamak


Tamam, baştan başlıyorum. Olduğum kişi gibi davranacağım ve kendimi yeniden bulacağım. Artık başka birisi yok. Serra da yok, Alperen de. Ben benim işte.

Şimdi temiz bir sayfa açıyorum kendime ve tüm gönderilerimi siliyorum. Bu sefer sizi kendi iç dünyama davet ediyorum. Buyrun, gelin.